Anne benim de dikili bir ağacım var

by Murat Duman 22. Mayıs 2008 06:01

Geçenlerde bir arkadaşıma IE7 kurmak için Microsoft'un ilgili (http://www.microsoft.com/windows/products/winfamily/ie/default.mspx) sitesine gittiğimde ilginç bir duyuru ile karşılaştım. Internet Explorer 7 tarafından sponsor olunan sitede dünyadaki karbon kullanımının farkında olmanızı sağlayacak bir anket ve anketi doldurduktan sonra hediye olarak da 3 farklı bölgeden birine koruma altında olan ağaçlardan dikmenize(sanal olarak) izin veren bir Silverlight uygulaması ekrandaydı.

http://www.carbongrove.com/ adresine giderek siz de karbon tüketimini azaltmak için yapmanız gerekenleri öğrenebilir, seçtiğiniz ağacı sanal olarak dikerek büyümesini izleyebilir, diğer insanların ağaçlarını, notlarını okuyabilir ve birlikte çevre hakkında daha bilinçli etkinlikler gerçekleştirmek için adımlar atabilirsiniz. Benim ağacım Amazon ormanlarında, http://www.carbongrove.com/Forests/1 bağlantısının ardından Murat Duman kelimelerini aratıp ağacımın gelişimini görmeniz, daha az karbon tüketmem için yapmam gerekenlere göz atmanız mümkün. Siz de ağacınızı burdan dikip bunu kendi sitenize küçük bir kod yardımı ile ekleyebilirsiniz.

<div class='hslice' id='carbongrove_tree_222236' style='width:180px;'><p class='entry-title' style='display:none;'>My tree at Carbon grove</p><div class='entry-content'><a href='http://www.carbongrove.com/Trees/222236' title='Visit my tree at carbongrove.com'><img src='http://www.carbongrove.com/Trees/222236/widget.jpg' style='border:none;'/></a></div></div>

Şeklindeki kodu sitenize eklemek yeterli olacaktır. Sizin ağacınız için tabii ki daha farklı bir kod üretileceğini belirtmeme gerek yok sanırım :)

Silverlight ile oluşturulmuş bu uygulama 2008 yılı Türkiye Imagine Cup Yazılım Tasarımı kategorisinde 1. olan takımın proje fikrine ne kadar da çok benziyor değil mi?

L'orientalis grubunun görsel arayüzleri gerçekten çok etkileyici ama yazılım tasarımı kategorisinde Paris'de Türkiye'yi temsil etmeleri için arka tarafta da sağlam bir altyapı sunmaları gerekiyor ki uluslararası jüri bolca + puan verebilsin.

 

Tayfun Akçay, Microsoft ve 1 Mayıs

by Murat Duman 1. Mayıs 2008 03:27

Yıllar tablosu 2004'ü gösteriyordu biz tanıştığımızda. ODTÜ'nün beyazı güzel kışı gelmeden önceki son demler, son baharlar yaşanıyordu kantinde. Bizim olmayan ama komşunun da diyemediğimiz tiz sesli bölüm kantininde. Yıllar sonra şöyle yansıyacaktı bu muhabbetler dijital tozların oluşacağı yıllık sayfalarımıza:

Tayfun Akçay. Sen ki evini, aşını, bilgini, en önemlisi de dostluğunu paylaştın benimle. Sadece benimle mi? Kapın herkese açık, bilgisayarın da öyle. :) Bir developer uyumaz, yemek yemez, eğlenmez, hayatın tadını çıkarmaz zannedenlere söyleyecek sözüm, gösterecek örnek bir dostum var. 2 yıl oldu ama kimse bitecek sanmasın. Her şey yeni başlıyor. Yıllar sonra ASP.NET kaç +(artı)lı olur bilmem ama bizim dostluğumuzun oldukça katmerli olacağına eminim. CRM dedik, İstanbul dedik, ama İzmir gibisi yok biliyorsun. Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer orası olacaktır. Gelecek ile ilgili çok güzel düşüncelerimiz var ve ben onların gerçekleşeceğine inanıyorum. Bize başka bir dünyadan gelmiş gibi bakanlara söyleyecek tek bir sözüm var: "Siz her zaman kaybetmeye mahkumsunuz". Güneş doğarken kaparım gözlerimi ve anarım seni burada olduğu gibi; Çınlamazsa o gün (e)M(e)S(e)N, bil ki sistem "Timeout" olmuştur. Saygı ve sevgi ile. Murat Duman

--------------------

Bölümde ilk günüm. Tamamen yabancı bir ortam ve ne yapacağımı bilmiyorum. Hemen birini bulup konuşmalıyım. Birden oluverdi işte. Nerden bilebilirdik ki o an hayatımızın birçok kez kesişmesini sağlayacak. Neler yapmadık ki. Projeler, her türlü değişik gerekli gereksiz eğlence aktiviteleri, sıradışı spor deneyimleri, uykusuz geceler, araştırmalar...Bir de tam bir partner. Kalkıştığımız işlerden başımız eğik çıktığımızı hatırlamıyorum. Sanki birbirini tamamlayan birer parça gibi, hep tamamladık birbirimizi. Gerçekten zevk veriyordu çalışmak seninle. Biliyordum ki orada birisi bizim için birşeyler yapıyor. Kimbilir daha neler yaparız bilinmez ama yaparsak iyi yaparız. Buna inanıyorum :) Nice .NET li günlerde buluşmak üzere; saygı ve sevgi ile. Tayfun AKÇAY

Birlikte ne sunumlar, eğitimler, projeler, dersler, eğlenceler, sportif hareketler, uykusuz geceler, tonlarca kahveler, çılgın fikirler ve güzel zamanlar geçti. Seni hedefine bugün (1 Mayıs) itibari ile gönderdik. Microsoft'da da her zaman için farklı, özgün ve başarılı olacağına tüm kalbimle inanıyorum. Çalışma hayatın için ilk tebrikler benden ve sevdiklerinden. Başlattığın yeni çağda umarım yanında da her zaman senin kadar kaliteli insanlar yer alır.

Arşivlerden dijital tozlu birkaç resim de hatıra olsun:   

DOSTLUKLAR

1- Yüzyüze dostluklar vardır.
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu böyle bir dostluktur mesela. Ayçiçeği sabahtan
akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...

2- Uzak dostluklar vardır.
Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl,
birbirlerinin uzak dostlarıdır. Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece
yıldızlarla iletirler birbirlerine...

3- Sessiz dostluklar vardır.
Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir
dostluk oluşur. Her şeyden konuşur sessizce bu eller...

4- Zorunlu dostluklar vardır.
Pazarla pazartesinin dostluğu gibi. Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı
bir gün... Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yanyana durmak
zorundadırlar...

5- Uzun dostluklar vardır.
İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun
boylu bir dostluk oluşur aralarında...

6- Günün birinde ölen dostluklar vardır.
Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının dostluğu
gibi... Birgün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makinalar o bahçeye
girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar
yükseldiği zaman ölen dostluklar...

7- Vakitsiz dostluklar vardır.
Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin.... Ya da
ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur...

8- Bakımsız dostluklar vardır bir de...
Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik
Mektubun, bir mailin bile çok görüldüğü dostluklar...

HİÇ BİR DOSTLUĞUN BAKIMSIZ KALMAMASI DİLEĞİYLE...

Dönen yok seferinden gibi oldu :) Hafta içi 2-3 akşam yüzme, hafta sonu tenis maçlarında kozlarımızı paylaşacağımız için kendini bu yoğun! tempoya hazırlasan iyi edersin :)

#EOF

Neler Okuyorum

by Murat Duman 27. Nisan 2008 01:30

Sevgili dostum Ali Babaoğlan blog'undan bize göndermelerde bulunmuştu neler okuduğumuzdan bahsetmemiz için. Verdiğim eğitimler ve çalışmaların arasında vakit bulup da yazma şansım olmamıştı. Haftasonunu da fırsat bilip uzun soluklu okuduğum kitapları yazayım istedim. Bunlardan ilki Toplam Kalite Yönetimi hakkında (TQM for Schools). Greenwood, M.S ve Gaunt, H.J tarafından yazılmış olan bu kitap sadece okullar değil tüm kurumlar için TKY'nin inceliklerinden bahsediyor. Bu kitap ile ilgili izlenimlerimi ve konu hakkındaki yazıları da yakın zamanda yayınlayacağım. Bunun yanı sıra son zamanlarda okuduğum kitap Elif Şafak'dan Mahrem. İmkanım olursa birkaç Elif Şafak daha okumak istiyorum. Gerçekten hayatın tüm stresinden beni alıp daha yoğun düşüncelerin olduğu iç dünyama hızlı gezintilere götürüyor. Son olarak da okumanızı tavsiye edeceğim ve halen masaüzerinde olan kısa aralıklarla gözattığım diğer bir kitap ise Sınırsız Güç. Anthony Robbins tarafından yazılmış olan kitap, bu dünyadaki her şeyi modelleme yöntemi ile başarabileceğinizi söylüyor. Kitabı uzun zaman önce Burcu Kutlu'dan almıştım, geri vermemek için okumayı uzattıkça uzatıyorum :).

Böylelikle neler okuduğumuzdan da kısaca bahsetmiş olurken, bunların yanında iş ile ilgili bir sürü pdf, docx, .blogpost dosyalarını da okuduğumu size hatırlatmak istiyorum. Bu sebepledir ki attığınız e-postalara hemen dönme şansım olmayabiliyor. Gecikmeler için özür dilerim, e-postalarınız için cevapları da er ya da geç vereceğim belirtmek isterim.

Şimdi neler okuduklarını bizimle paylaşma sırası; Nuri Çankaya, Burcu Kutlu ve Emine Can

Merakla bekliyoruz.

SP1 Çıkmış, Biri Kurmuş, Diğeri Test Etmiş, Öteki de Yazmış

by Murat Duman 22. Mart 2008 17:58

Windows Vista için Service Pack 1, 19 Mart'da kullanıcıların indirebileceği bir şekilde de yayımlandı. Windows Update'de gözükmediği için ben de direkt bağlantılarından indirdim. Vista SP1 Yayımlandı yazımda da yazdığım gibi dosya boyutları ilk yayımlandığı zamanki gibi.

Peki bize neler getirdi?
Bu arkadaş öncelikle Noel Baba olmadığı için hayatınızda süper değişiklikler yaratmayacak. Fakat User Account Control (UAC) sizi artık daha az sinir edecek (Ben kullanıyorum, virüs vs gibi zararlılardan da bu sebeple etkinlenmedim henüz), dosya kopyalama performansı geliştirildi (ne kadar sürede yükleyeceğini daha hızlı tahmin edebiliyor :D), uygulamalar ile daha bir uyumlu, standby durumundan bilgisayarı geri getirmek artık daha hızlı ve sorunsuz. Bunun yanısıra kullanıcılardan gelen 1000'in üzerindeki geribildirim ile bu hatalar giderildi ve SP1 bünyesine eklendi. Peki biz ne yaptık, "Abi bu Vista çok yavaş, bir de SP1 kursam ölür herhalde deyip" sadece yakındık". Böyle düşünmeyen kullanıcılar tarafından gönderilen tüm geribildirimler değerlendiriliyor ve çözümlenmeye çalışılıyor. Lütfen bunun farkında olalım arkadaşlar. Kuralım ve bir deneyelim. Kurulum için 3GB diskte boş alan olması gerekiyor. Ben de yoktu, ordan biliyorum.   

Yazılımcılar için getirdiklerine baktığımızda, IIS7 konusunda Daron Yöndem blog'unda oldukça fazla değindiği için geçiyorum, Direct3D 10.1 sürümü geliyor, Data Execution Protection ve Kernel Patch Protection özelliklerini kontrol etmek için yeni API'ler gelmiş durumda. Bunların yanı sıra yeni kriptografik ve rastgele sayı üretme algoritmaları yazılımcıların kullanımı için eklenmiş durumda. Özellikle yazılım geliştiriciler Windows SDK'ya bakarak ne gibi özelliklerin geldiğine erişebilirler.

Yaş 50 Yolun Yarısı

by Murat Duman 22. Mart 2008 17:07
Geri dönüp yazdıklarıma baktığımda 50 yazı ve konuşmacı olarak katıldığım 5 etkinlik görüyorum. Katılımcı olarak katıldıklarımı dahil ettiğimde ise 10 etkinlik sayısını çoktan geçmişim sanırım. Duruma şöyle bir gözattığımızda ilk çeyrekte yaklaşık 50 yazı, bir yıl için 200 yazı olarak karşımıza çıkıyor. Bu yazıları güncel ve kaliteli tutmak ise gerçekten çetin ve insanı sürekli okuyucularına karşı sorumlu tutan bir çalışma. Bu noktada yorumlarınızın yine ve yine çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu noktada gelmemde bana maddi ve manevi destek olan herkese teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Birlikte daha güçlü! :)

1 yıl 10 etkinlik 100 yazı
Bu yılki planlarımı kendime saklamak yerine beni takip eden herkese açmanın daha uygun olacağını düşünüyorum. Önümüzdeki 1 yıl için şimdiden planlanmış 3 tane konuşma hazır durumda. Bunların yer, zaman ve içerik bilgilerini yaklaştıkça buradan sizinle paylaşacağım.

100 blog yazısı (ve videosu) girme planını da hayata geçirmek aslında çok kolay bir yoldan geçiyor. Her ay yaklaşık 10 yazı yazmak yeterli. Bu kadar yoğun ve hızlı bir şekilde değişen ve gelişen bir sektörde ise ilgilendiğim alanlarda ve sizi ilgilendirebilecek alanlarda yazı yazmak her ne kadar kolay görünse de bir o kadar da zor. Kaliteli ve güncelliğini kaybetmeyecek içerik oluşturmak için farklı kaynaklardan haberleri takip etmek, bazen aynı olanları elemek, herkesin gördüğünden farklı bir bakış açısı ile olaylara yaklaşmak ve bize neler sağlayacağına bakmak çetin bir yol. Fakat bunun için yeterli zamanımız ve enerjimiz olduğunu düşünüyorum. Kendimizi geliştirmek ve daha güzel bugünler oluşturmak için uykudan kalkıp düşlerimizi gerçekleştirmeye şimdiden başlayalım.   

Malatya Maceraları - II.Bölüm

by Murat Duman 22. Mart 2008 16:37
Üniversite girişinden başlayalım isterseniz maceranın ikinci bölümüne. Kapıda her üniversitede olabileceği gibi giriş sorunu yaşadık. Tabii o gün Nevruz kutlamaları da olduğu için güvenlik biraz daha temkinliydi. Ye kürküm ye misali bir giriş yaptıktan sonra, kongre merkezine doğru yola koyulduk. Etkinliğimiz 13:00'da başlıyordu. Tabii biz 09:00 gibi gelmiş olduğumuz için biraz dinlenelim, vakit bulursak internete girelim ve blog yazılarımızı girelim, mailleri kontrol edelim, belki de kod yazalım diye düşünürken, etkinliği üstlenen Malatya İnönü Üniversitesi Üniversite Sanayi İşbirliği Topluluğu'nun Yönetim Kurulu öğrencileri ile birlikte
güzel ve birbirinden leziz yemekler yemek için üniversite içinde tura başladık. Erzurum ve  Malatya etkinlikleri sonrası söyleme ihtiyacı hissettiğim en önemli şey yemekler. Gerçekten etinin leziz olmasını bir yana bırakalım, yoğurdu bile ayrı bir tatlı geliyor insana. Temiz havası ve stresin olmayışı ise tekrar tekrar çağırıyor sizi bu şehirlere.

Etkinlik başlarken biz de salonda son kontrollerimizi yapıyorduk. Bize ayrılan 3 saatlik dilimin ilk saatinde ben yakın geleceğim internet teknolojileri ile ilgili bilgiler verirken, Daron da geri kalan kısımda katılımcılara oldukça teknik bilgiler yüklemeye çalışıyordu :). Kitlenin İşletme, İktisat, Tıp, Kimya vb. gibi bölümlerden oluşmasının yanında Bilgisayar Mühendisliği'nden de öğrenciler vardı. İşte bu aşırı yükleme etkinlik sonrası değerlendirme formlarına da yansımış ki Daron yorumlarında bunlardan da yakınıyor. Benim sunum sırasında kendimi rahatsız hissetmemin en önemli nedeni katılımcılardan çok az soru ya da "katılım" alabilmemdi. Sanırım halen daha sunumları Web 1.0 yöntemi ile yapmak gerekiyor. Henüz Web 2.0 mantığına hazır değiliz. Bize ne verilirse almaya kararlı bir durumda yürümeye, bazen durmaya devam ediyoruz.

Etkinlik sonrası gelen sorulardan bazılarına sitemden de yanıt veriyor olacağım. En çok merak edilen konular MSP nasıl olunur? Sertifikasyon süreci nasıl işliyor? Microsoft Yaz Okulu'na nasıl katılırım? Microsoft'a nasıl girerim?
Bu soruların çoğu genel olduğu için sitemden sırayla yanıtlıyor, ilgili yazıları yazıyor olacağım.

Etkinlik öncesi bir arkadaşım bana şöyle bir soru yöneltti: "Sen Joker misin?" Daron'un SilverlightMan olduğunu da o esnada konuşuyorduk tabii ki :). Batman'deki o kötü Joker olmasam da gülmeyi, güldürmeyi seviyorum. Henüz Joker kadar başarılı değilim tabii ki. Tabii bu soru gelince ben de iskambil kağıtlarındaki "joker"i de düşünmeyi ihmal etmedim. 52 adet iskambil kağıdının yanında 2 tane de joker çıkar kartların kutusundan. Bunları pişti, ihale, king, batak vs. gibi oyunlarda kullanmazsınız ama kullanıldığı oyunlar da vardır. Gerektiğinde kullanılır ve olmazsa olmazlardandır. Bu benim yaşam tarzıma daha çok uygun olduğu için böyle bir joker olduğumu düşünmek beni daha çok mutlu etti. Umarım etkinliğe katılanlar için de güzel bir gün olmuştur.
İyi çalışmalar ve ilginiz için teşekkürler.

Malatya Maceraları - I.Bölüm

by Murat Duman 21. Mart 2008 13:18
Dün Malatya'daydım. İnönü Üniversitesi'nde Gençsen Geleceksin etkinliğini gerçekleştirmek için Daron Yöndem ile birlikte Malatya yollarına düştük. Tabii öncesinde ben Ankara'dan Malatya'ya direkt uçuş bulamadığım için İstanbul üzerinden gidiş ve dönüşlerimi ayarlamak zorunda kaldım. (Uçuşlarımda emeği geçen organizasyon grubuna çok teşekkür etmek istiyorum). Durum böyle olunca bir gün içinde 4 uçuş yapmak gerçekten beni yordu. Hatta Ankara'ya gelirken öncesinde geldiğim Malatya uçağı rötar yaptığı için uçaktan indikten sonra koşarak kapılar arası maratonda da birçok yolcuyu geride bıraktığımı, o güzel ve yağmurlu İstanbul'u da ancak 5 dk kadar görebildiğimi söylemek istiyorum.
Tabii bu noktada yaşanan bazı gelişmeleri de size hemen aktarayım.
-Havaş'ın havalanındaki taksicilerle süren bir davası varmış. Bu geçtiğimiz günlerde sonuçlanmış ve taksiciler kazanmış. Bu sebeple artık İstanbul'da havaalanına Havaş servisleri olmayacak. Bu haberi bindiğim Havaş servisindeki yetkililer iletti. Benim de İstanbul'da bindiğim son servis oldu.
-Bu durumda geriye 3 alternatif kalıyor: Taksi, Araç Kiralama ve IETT'nin başlatmış olduğu 06:00 ve 24:00 arası çalışan halk otobüsleri. Görünüşe göre bu otobüslerle havaalanına gitmek epey zor olacak. Çünkü Etilerden kalkan otobüsün tahmini varış süresi 120dk. Bu da en erken 8.30 uçuşu için otobüsü kullanabiliyor olmanız demek.
Tabii bu sebeple ben de sabahın köründe, daha hava aydınlanmadan atladım taksiye Hisarüstü'nden. İstanbul'u bilenler bilir, ordan YeşilKöy'e epey bir sürmesi lazım :). Fakat taksici arkadaşın en düşük hızı 120km/sa olduğu için 20dk sonra havaalanında güvenlik kontrollerimi bitirmiştim. Hatta yolda başka taksiciler ile yarış bile yaptık :)
-İstanbul Havaalanı güvenlik geçişlerinde dizüstü bilgisayarınızı çalıştırmanızı isteyen tek havaalanı(şimdilik).
-Malatya'ya vardığımızda aslında Malatya'da olmadığımızı da anladık. Havaalanı Malatya'nın dışında bir uçta, üniversite ise yine Malatya'nın dışında diğer uçtaydı. Araya da insanlar sıkılmasınlar diye Malatya'yı koymuşlar :).

-Üniversite içinde geçen zamanımızı II.Bölüm olarak yazmayı düşünüyorum.

Üniversite'den çıktıktan sonra hediyelik birşeyler almak için Malatya'ya indik. Etkinliği düzenleyen arkadaşların önerdiği bir dükkana girdik. Gerçekten ben hayatımda böyle müşteri memnuniyeti görmedim. Dükkan sahibi abimiz en az yarım kilo tatmadan alamayacağımızı söyledi. Dükkandaki her çeşitten bir tane yemeye çalışırken kendimden geçmek üzereydim. Güneşte kurutulmuş kayısı, kükürtlü açık renk kayısılar, leblebiler, sıcak kumda kavrulmuş leblebiler, kayısı döneri, atom, muska (ama okunmamış!) antep fıstıklı, lokumlar derken ne yedim ne yaptım dükkandan çıkana kadar hatırlamıyorum. "Yıldırım Kuruyemiş" dükkanın adı. Kartını verdi, servisimiz vardır dedi. Biraz espri ile karışık, arasak getirir misiniz İstanbul'a dedik. "Tüm Türkiye'ye gönderiyoruz" demesiyle glikoz birden beynimin tüm hücrelerinde etkisini göstermeye başladı. Yolda yemek için de ayrıca bir "yolluk" alıp havaalanına doğru yolculuğumuza başladık. Bu yazıyı yazarken bile oturmuş dün akşam aldığımız kayısılardan hüpletiyorum.

Dönüşte ise THY'nin sistemi çalışmadığı için yolculara yeni uçuş kartları düzenlediler. Hep de ben şanslıyım ya benim yerimi de birine vermişlerdi. Pek sorun çıkarmadım Business Class'a yerleştirildiğim için :). Rötar da olunca yukarıda da bahsettiğim gibi bağlı olan uçağı normal şartlarda kaçırıyorum. Ama THY'nin hatası olduğu için biletim İstanbul'da hazırlanmış, uçak kalkış için bekletilmişti. Bu maratonu da 1. bitirip uçağa giriş yaptım. O hızla yanımdaki herkesin uçuş kartlarını toplamışım, içerde hatırlattılar, sahiplerine ilettim. Bu macerada bana tam destek veren Daron'a bir kez daha teşekkürler. "Emniyet kemeri can kurtarır."

Düşünce Hızıyla Para Kazanmak

by Murat Duman 16. Mart 2008 07:34

Para kazanmak istiyorsunuz, çok güzel fikirleriniz de var. Fakat bunları uygulamadıkça ne o fikir bir işe yarayacak ne de siz birşeylere sahip olabileceksiniz. Öyleyse bazı şeyleri uygulayalım ve sonuçlarını görelim. En başarılı insanların bazılarının şirket batırdıklarını, hatta kendi şirketlerinden atıldıklarını görüyoruz. Birşeyi bozmadıkça tekrar yapma ihtiyacı da hisetmiyoruz çoğu zaman. Sanırım elimizi taşın altına götürme zamanı geldi...
Aşağıda iyi bir fikrin ne kadar değerli olabileceğine dair bir yazı var, umarım yararlı olur.

Be An Executioner

It's so funny when I hear people being so protective of ideas. (People who want me to sign an nda to tell me the simplest idea.)

To me, ideas are worth nothing unless executed. They are just a multiplier. Execution is worth millions.

Explanation:

    * Awful idea = -1
    * Weak idea = 1
    * So-so idea = 5
    * Good idea = 10
    * Great idea = 15
    * Brilliant idea = 20

    * No execution = $1
    * Weak execution = $1000
    * So-so execution = $10,000
    * Good execution = $100,000
    * Great execution = $1,000,000
    * Brilliant execution = $10,000,000

To make a business, you need to multiply the two.

The most brilliant idea, with no execution, is worth $20. The most brilliant idea takes great execution to be worth $20,000,000.

That's why I don't want to hear people's ideas. I'm not interested until I see their execution.
—Derek Sivers, president and programmer, CD Baby and HostBaby

Ben de bloglara etiket oldum

by Murat Duman 12. Mart 2008 12:44

Geçenler'de Daron'un günlüğünü hepimizin favorisi Newzie reader ile takip ederken, yazılara etiket olmasını görmüş ve imrenmiştim. (Bu hafta Daron Yöndem haftası olduğu için gittiğiniz her blogda onunla ilgili bir yazı görmelisiniz :).. )

Birileri de beni duymuş demek ki sabah yaptığım ilk işlerden biri olan blog ziyaretçilerini ve geldikleri adresleri, arama kelimelerini incelerken http://burakyalcin.com/ ve http://oguzdelice.blogspot.com/ gelen bağlantıları gördüm. Hatta Oğuz Delice, Tayfun Akçay'ı da etiketlemiş. Arkadaşlarımıza yardımcı olabilmek ne güzel bir duygu. Halen kendimi bu konularda yeterince iyi görmesem de, çalışmalarıma ve yazdıklarıma daha dikkat etmem gerektiğinin bir göstergesi oldu bunlar. Herkese çok teşekkür ediyorum.

İşin diğer bir tarafında ise Live Search halen beni indexlemeyi reddediyor. Webmaster tools kullanarak site eklendi, sitemap gönderildi, feedbackler atıldı ama hala sitenin son indekslenme tarihi Eylül, 2007. Sonra biz yaptık neden kimse kullanmaz denir. İşte bu noktada bir düşünmek lazım.

X üniversitesi Y üniversitesini döver mi?

by Murat Duman 10. Mart 2008 15:19
Bugünlerde bolca nerden başlarım, nasıl yaparım e-postaları alıyorum. Öncelikle herkese gönderdikleri mesajlar, yorumlar ve ilgileri için çok teşekkür ederim.
Başarıyı yakalamanın, iyi bir konuma gelmenizin sürekli ve sürekli olarak SİZE bağlı olduğunu karşılıklı konuşmalarımızda, sunumlarımızda, e-postalarımızda sürekli ve sürekli olarak belirtmemize rağmen gerçekten bu noktada bir sorun yaşadığımızı düşünüyorum. Aslında bütüne baktığımızda birçok insan bu konuda dert yandığı! için bazen ben mi yanlış düşünüyorum diye kendimi sorgulamaya başladım.

İsminiz tek ve bence en önemli etiketiniz olmalıdır. Bunun dışında başka bir görev adına, okuduğunuz üniversiteye, yaptığınız binlerce projenin arkasına sığınmak bana göre değil. Kişisel iletişimde de olduğu gibi insanlar karşısındaki birisi için ilk 30sn-5dk arası tüm görüşlerini oluştururlar ve çok farklı olaylar gelişmedikçe iletişimlerini ilk tanışmalarındakilere uyum içinde sürdürürler. Bu düşünce biçimini bana kazandıran üniversitedeki profosörlerime tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Hal böyleyken, üniversitede okuyan bazı öğrencilere baktığımda görüyorum ki tüm bilgi, beceri, vizyon ve yaratıcılıklarını üniversitenin imkanları, yaptıkları ve başarısı ile sınırlandırmışlar. Arkadaşlar, o üniversiteden ya da bölümünüzden ismi duyulmamış birisi çıkmadı diye çıkmayacak diye birşey yoktur. Bunun örnekleri gerçekten çok fazla. Araştırsanız nelerle karşılaşacaksınız ama biz kanımca aramaya da üşeniyorBuz. Birşeyler üretmektense, üretenleri eleştirmek daha kolayımıza geliyor.

Üniversite açısından baktığımızda değerimiz okuduğumuz okuldan değil kişisel başarılarımızdan, yaptıklarımızdan ve kendimize olan inancımızdan geliyor. Lütfen kendinizi "bize böyle öğretmediler yapamayız" durumuna sokmayın. Üniversitelerin temel amacı kişiye öğrenmeyi öğrenmesini sağlamaktır. Bunu sağlayabilmek için de araştırma yapmanız, sizden istenilenler dışında da ilgi alanlarınızda olan biteni takip etmeniz gerekir. Nasıl öğrendiğinizi kavramaya başladıkça inanın daha hızlı ilerleyeceksiniz. Size engel olan tek şey yine kendinizsiniz.

 İster paralı eğitimler alın, ister bu konuda kitaplar okuyun; göreceksiniz ki hepsi sizin yapabileceğinizi anlatan, gösteren örneklerle dolu. Güven kazanmak için de yapmanız gereken ilk şey kendinize inanmaya başlamak.

Güven dolu günler diliyorum. 

Powered by BlogEngine.NET 1.4.0.1
Theme by Mads Kristensen

Yazar Hakkında

Murat Duman Murat Duman
Microsoft Student Partner, Community Lead

E-posta Send mail

Son Yorumlar

Comment RSS

Yasal Uyarı

Bu sitede sunulan tüm bilgi, dökümanların kullanımından doğacak sorunlardan yazar sorumlu tutulamaz. Bu site ve günce(blog) işverenimin görüşlerini, amaçlarını, planlarını veya stratejilerini temsil etmez. Tüm yazılanlar aksi belirtilmedikçe benim fikrimdir. Uygunsuz yorumlar silinecektir.

Copyright 2008 © Murat Duman