
Dün Malatya'daydım. İnönü Üniversitesi'nde Gençsen Geleceksin etkinliğini gerçekleştirmek için
Daron Yöndem ile birlikte Malatya yollarına düştük. Tabii öncesinde ben Ankara'dan Malatya'ya direkt uçuş bulamadığım için İstanbul üzerinden gidiş ve dönüşlerimi ayarlamak zorunda kaldım. (Uçuşlarımda emeği geçen organizasyon grubuna çok teşekkür etmek istiyorum). Durum böyle olunca bir gün içinde 4 uçuş yapmak gerçekten beni yordu. Hatta Ankara'ya gelirken öncesinde geldiğim Malatya uçağı rötar yaptığı için uçaktan indikten sonra koşarak kapılar arası maratonda da birçok yolcuyu geride bıraktığımı, o güzel ve yağmurlu İstanbul'u da ancak 5 dk kadar görebildiğimi söylemek istiyorum.
Tabii bu noktada yaşanan bazı gelişmeleri de size hemen aktarayım.
-Havaş'ın havalanındaki taksicilerle süren bir davası varmış. Bu geçtiğimiz günlerde sonuçlanmış ve taksiciler kazanmış. Bu sebeple artık İstanbul'da havaalanına Havaş servisleri olmayacak. Bu haberi bindiğim Havaş servisindeki yetkililer iletti. Benim de İstanbul'da bindiğim son servis oldu.
-Bu durumda geriye 3 alternatif kalıyor: Taksi, Araç Kiralama ve IETT'nin başlatmış olduğu 06:00 ve 24:00 arası çalışan halk otobüsleri. Görünüşe göre bu otobüslerle havaalanına gitmek epey zor olacak. Çünkü Etilerden kalkan otobüsün tahmini varış süresi 120dk. Bu da en erken 8.30 uçuşu için otobüsü kullanabiliyor olmanız demek.
Tabii bu sebeple ben de sabahın köründe, daha hava aydınlanmadan atladım taksiye Hisarüstü'nden. İstanbul'u bilenler bilir, ordan YeşilKöy'e epey bir sürmesi lazım :). Fakat taksici arkadaşın en düşük hızı 120km/sa olduğu için 20dk sonra havaalanında güvenlik kontrollerimi bitirmiştim. Hatta yolda başka taksiciler ile yarış bile yaptık :)
-İstanbul Havaalanı güvenlik geçişlerinde dizüstü bilgisayarınızı çalıştırmanızı isteyen tek havaalanı(şimdilik).
-Malatya'ya vardığımızda aslında Malatya'da olmadığımızı da anladık. Havaalanı Malatya'nın dışında bir uçta, üniversite ise yine Malatya'nın dışında diğer uçtaydı. Araya da insanlar sıkılmasınlar diye Malatya'yı koymuşlar :).
-Üniversite içinde geçen zamanımızı II.Bölüm olarak yazmayı düşünüyorum.
Üniversite'den çıktıktan sonra hediyelik birşeyler almak için Malatya'ya indik. Etkinliği düzenleyen arkadaşların önerdiği bir dükkana girdik. Gerçekten ben hayatımda böyle müşteri memnuniyeti görmedim. Dükkan sahibi abimiz en az yarım kilo tatmadan alamayacağımızı söyledi. Dükkandaki her çeşitten bir tane yemeye çalışırken kendimden geçmek üzereydim. Güneşte kurutulmuş kayısı, kükürtlü açık renk kayısılar, leblebiler, sıcak kumda kavrulmuş leblebiler, kayısı döneri, atom, muska (ama okunmamış!) antep fıstıklı, lokumlar derken ne yedim ne yaptım dükkandan çıkana kadar hatırlamıyorum. "Yıldırım Kuruyemiş" dükkanın adı. Kartını verdi, servisimiz vardır dedi. Biraz espri ile karışık, arasak getirir misiniz İstanbul'a dedik. "Tüm Türkiye'ye gönderiyoruz" demesiyle glikoz birden beynimin tüm hücrelerinde etkisini göstermeye başladı. Yolda yemek için de ayrıca bir "yolluk" alıp havaalanına doğru yolculuğumuza başladık. Bu yazıyı yazarken bile oturmuş dün akşam aldığımız kayısılardan hüpletiyorum.
Dönüşte ise THY'nin sistemi çalışmadığı için yolculara yeni uçuş kartları düzenlediler. Hep de ben şanslıyım ya benim yerimi de birine vermişlerdi. Pek sorun çıkarmadım Business Class'a yerleştirildiğim için :). Rötar da olunca yukarıda da bahsettiğim gibi bağlı olan uçağı normal şartlarda kaçırıyorum. Ama THY'nin hatası olduğu için biletim İstanbul'da hazırlanmış, uçak kalkış için bekletilmişti. Bu maratonu da 1. bitirip uçağa giriş yaptım. O hızla yanımdaki herkesin uçuş kartlarını toplamışım, içerde hatırlattılar, sahiplerine ilettim. Bu macerada bana tam destek veren Daron'a bir kez daha teşekkürler. "Emniyet kemeri can kurtarır."